İçimizdeki Gizli Güç: “İtim Yasası”

Kâinatın sırrı, içimizdeki güç, evrene mesaj gönderme vs… Bunların hepsini biliyoruz değil mi? Yıllardır ‘kişisel gelişim guruları’nın temcit pilavı gibi her fırsatta gözümüze soktuğu yeni nesil mitler. Bir diğer deyişle, umut tacirliğinin günümüzdeki en trend yolu.

İyi bir hayat, zengin bir koca, taş gibi fizik… Aklınıza ne geliyorsa hepsi bir mesaj uzağınızda! İçinizdeki olağanüstü gücü evrene salıverin gitsin. Sebze meyve almaya gittiğiniz marketten alın bir kitap. Nasıl bir yol izlemeniz gerektiğini anlatan bir sürü güzide eser bulabilirsiniz raflarda.

Anlatımımda bir imâ sezdiyseniz eğer, bu tamamen sizin kötü kalbinizden kaynaklanıyor bilesiniz. Yanlış anlama olmasın, bu anlatılanlara ben de inanmıyor değilim. Ancak ufak bir farkla…

İçimizde mi neremizde bilmiyorum ama bir gücümüz olduğu bence de kesin!

Lâkin bu güç, bize “The Secret” olarak sunulan “Çekim Yasası” değil.

Araştırdım, soruşturdum işin diğer tarafından bahseden yok. Çünkü diğer tarafın bir cazibesi yok. Şimdi ben koyuyorum elimi taşın altına ve asıl sırrı size açıklıyorum. Hazır mısınız?

İtim Yasası Nasıl Çalışır?

Dürüst olmam gerekirse, ne kendim yaşadım ne de çevremde herhangi bir dileğini kendine çekebilen birini tanıdım. Ancak büyük bir başarıyla ve gayet istikrarlı bir şekilde ‘İtim Yasası’nı -farkında bile olmadan- çalıştıran çok insan tanıyorum. Eminim siz de, isteklerini çekebilen değil de itebilen birilerini tanıyorsunuzdur.

Peki nedir bu ‘itim yasası’?

Kısaca tanımlayacak olursak, herhangi bir şeyi haddinden fazla istemek suretiyle kendimizden olabildiğince uzağa itmek. Unutmayın, kontrolsüz güce güç demiyoruz.

Hadi hayâl edin!

Çalışanı olmak için can attığınız, kariyeriniz için mihenk taşı olabilecek bir şirket var. Aklınız fikriniz o şirket binasında, sizin için ayrıldığına emin olduğunuz o koltukta!

Nihayet, âdeta sizi tarif ettikleri bir ilâna başvurunuzu yapıp bir de mülâkata çağırıldınız. Görüşmeden çıkıp eve döndüğünüzde ise ayaklarınız yere basmıyor.

Başladınız plânlar yapmaya… Yeni kıyafetler almak lâzım. İşe gelip giderken hangi toplu taşıma aracını kullanacaksınız? Bir yandan da farkınızı ortaya koyacak yeni yeni projeler üşüşüyor aklınıza. Birkaç gün bu gazla enerji tavan gezersiniz ortalıkta.

En sonunda, işe daha kolay gidip gelebilmek için evinizi taşımayı gündeme almışken bulursunuz kendinizi. Sizin için evrenin kurduğu sinsi tuzaktan haberiniz yoktur henüz. Tam da bu sıralarda o kaknem itim yasası devreye girmiştir bile.

‘Allah Allah neden hâlâ aramadılar ki?’ kurdu içinizi kemirmeye başlamışken ‘Amaaaaann çok başvuru vardır. Hem koskoca İK’nın tek işi bu değil ya!’ diye teselli edersiniz kendinizi.

Bu arada hâlihazırdaki işinizden, patronunuzdan ve sizinle asla boy ölçüşemeyecek o ezik iş arkadaşlarınızdan da iyice soğumuşsunuzdur. Sâhi o kadar yıl nasıl dayandınız o insanlara!

Neyse gelelim finale…

Mülâkatta tanıştığınız, yüzündeki tatlış mı tatlış gülümsemesiyle kendini size sevdirmiş, ‘İleride kesin kanki oluruz, belli çok kafa dengi kadın..’ diye içinizden geçirdiğiniz İK Müdürü’nden haber çıkmaz. ‘Yelloz!!! Sizi kendine rakip gördü kesin. Zaten dedikoducu olduğu da tipinden belliydi…’ değil mi?

Türlü türlü bahane bulursunuz sizi neden aramadıklarına dair. Kendinizi boş yere kahrettiğinizle kalırsınız. Aslında tek sebep işte bu bahsettiğim itim yasasıdır.

Üniversitede bir arkadaşım vardı. Uzaktan uzağa beğendiği sınıf arkadaşımız olan çocuk kendisine selam vermeye başladığında, bizim kız sevgililer gününde hediye alacağı saati seçmişti bile.

Sohbet muhabbet biraz daha ilerlediğinde ise bizim kız düğün mekânı konusunda kararsızlık yaşıyordu. Allah’tan oğlan kız arkadaşına alacağı yılbaşı hediyesi için fikrimizi sordu da, bizim kızın düğün hazırlıkları konusunda kendi kendine yaşadığı ıstıraba bir son verdi.

Çekim yasası diye bir şey olsaydı bizim kızla bizim oğlan şimdi evlilikteki gümüş yıllarını kutluyorlardı. Eminim diyorum bak.

O işi, o kadını/erkeği, yılbaşı piyangosunu o kadar fazla istemişsinizdir ki; o şey her ne ise içinizdeki büyük güce karşı duramamış, olanca hızıyla sizden uzaklaşmıştır. Aslında bu kadar basit işte.

Hâlâ ikna olmadınız mı?

Peki sizce Başak Dizer odasına Kıvanç Tatlıtuğ’un posterini asarak mı kocasını kendine âşık etti? Ya da Vehbi Koç’u kâğıtları para boyutunda kesip cüzdanına yerleştirirken hayâl edebiliyor musunuz? Bu noktada itiraf etmeliyim ki bana bile ‘Acaba mı?’ dedirten yegâne örnek Metin Hara’dır. Sonuçta Adriana Lima dünya çapında bir model. Sırf onunla tanışmak bile ateşte yürümek kadar zordur kesin.

Neyse, istisnalar kaideyi bozmaz deyip devam edelim biz. Çağla Şıkel aslında 1.60 boylarında, basenleri genişçe bir liseliyken, doğru nefes almayı öğrendi de mi taş kesildi? Yani taş oldu. Aman neyse anladınız işte..

Deney Yapmayın. YA-ŞA-YIN!

Hey millet! Aklıselime davet ediyorum hepinizi. Toptan kafayı yediğimizin farkında mısınız acaba? Yolda yürürken yerde gördüğü kuş tüyünden medet umanlar mı ararsınız, daha yirmili yaşlarının başındaki çaylaklardan yaşamına koç yapanlar mı? Yoksa feng shui ile ev dekore edip kocasını kendine bağlamaya çalışanlar mı? Türlü türlü meditatif tekniklerle arınmayı deneyip park yeri ararken çılgınlar gibi meleklere seslenenler mi?

Hayır anlamadığım bir de bu zât-ı muhteremlere deseniz ki “bilmem neredeki ağaca çaput bağladığında dileğin oluyormuş”, “bırak bu cahil cühelâ işlerini” derler. Yahu senin yaptığın ne peki?

Arkadaşlar, sevgili insanoğlu! Aklınızı başınıza devşirin. Hayat yaşamak için var. Sadece yaşamak! Sizi hedeflerinize götürecek anahtarlar ise tecrübe, gelişim ve çokça çalışmak… Bu kadar. Gerisi hikâye.

Hayat laboratuvar değil. Neden çeşitli deneylerle hayatınızı boşa harcıyorsunuz? Yaşayın ya yaşayın!

Ferrariniz varsa kullanın, niye satıyorsunuz? Yürüyün, seyahat edin, değişik lezzetler deneyin, hobiler edinin. Âşık olun, sevilmenin tadını çıkarın. Kitap okuyun, kendinizi geliştirin. Yardım edin, sizin kadar şanslı olmayan insanlara dokunabileceğiniz o kadar farklı yol var ki…

Zihninizi, gönlünüzü, vicdanınızı genişletin. Nefes aldığınız her ânı hissedin. Öldüğünüzde hiç yaşamamış gibi gitmeyin burdan. Sizi bu tip anestezik etkili illüzyonlarla uyutmalarına da izin vermeyin. Uyanın ve karışın hayata..

Meraklı okuyucuya not: Yazıya serpiştirdiğim detayları ben nereden mi biliyorum? Orasını karıştırmayın. Dediğimi yapın siz, yaptığımı merak etmeyin. 🙂

Yazar: Banu Torni

3 Yorum
  1. Zuhal 2 sene önce

    Bu kadar mı tatlı yazılır bu kadar mı içten
    Ama ben yarın Hızır babaya dileklerimi göndereceğim
    Hızır babam benim her zaman Yanımda isteklerimi değerlendirmek için

    • Banu Torni 2 sene önce

      Biz ates ustunden atlamadik ama ne sansliyiz ki siz yetistiniz bize 💕

  2. Mehmet Çağlar 1 sene önce

    İtim yasası konusunda ben de hemfikirim. Aynen hayatımda yaşıyorum. “Hayatta neye ihtirasın çok ise, onunla imtihan olunursun” kaidesini galiba es geçiyoruz. Tıpkı mıknatısın aynı kutuplarının birbirini itmesi gibi…Zıt kutuba benzetebileceğimiz sevmediklerimize de, ne kadar konsantre oluyorsak onlar da o denli bize yaklaşıyorlar.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

CONTACT US

We're not around right now. But you can send us an email and we'll get back to you, asap.

Gönderiliyor

©2019 WebEditoryal designed by Karaoğulları Medya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?