Girişimcilik, İnovasyon, İcat ve Kuluçka

Dünyada uzun yıllardır önemi anlaşılmış olan girişimcilik, inovasyon ve icat yaparak yeni üretim ve tüketim yolları geliştirmek konuları son yıllarda ülkemizde de popüler hale geldi. Sıklıkla duyduğumuz ‘girişimcilik faaliyetlerinin geliştirilmesi’ ya da ‘fikri mülkiyet alanında lisanslı ürün sayımızı arttırmak’ derken neden bahsediliyor hiç düşündünüz mü? Ya da inovasyon önemlidir diyoruz da içeriğini gerçekten biliyor muyuz? Bu yazıda aslında biraz bu terimleri kendime konu almak istedim.

Ben yıllardır resmi olarak meslek kodu olmayan bir uzmanlık alanı olan, kuluçka uzmanı olarak görev yapıyorum. Son birkaç yıla kadar uzmanlık alanı o kadar bilinmiyordu ki, çalıştığım kurumda güvenlik bazen toplantıya gelenleri deney hayvanları birimine yönlendirebiliyordu.

Hala kuluçka ile ilgili açtığım sosyal medya hesaplarına tavuk firmaları da arkadaşlık isteği gönderiyor.

Ama beni en çok eğlendiren şey geçen yıl, 6 yaşındaki kızımın ilkokul 1. sınıf Sosyal Bilgiler dersi için ‘anne – baba mesleklerini çizip anlatmaları’ ödevi oldu. Bir akşam eve geldiğimde beni benden alacak o soru karşıma çıktı:

“Anne sen ne iş yapıyorsun?”

Yahu ben daha eşe dosta, anneme tam anlatamamışken (ki annem bu konuda arkadaşlarına hava atamadığı için dertli) 6 yaşındaki çocuğa nasıl anlatacağım diye düşündüm. Kaçış yoktu artık. Çocuğun en büyük hakkıydı bunu bilmek.

Ve beyaz yazı tahtamızı alıp, karşısına geçtim. Ardından da inovasyonun, girişimciliğin, fikri mülkiyetin ne demek olduğunu ve benim bu işteki görevlerimi yazıp, çizerek anlatmaya başladım. Yazıp, çizerek derken 6 yaşındaki çocuğa ancak çöp adamlar, bilgisayarlar falan çizdim yanlış anlaşılmasın.

O yaşında gösterdiği ciddiyet, anlamaya çalışma isteği beni mutlu etmedi değil (çocuk güzel şey, henüz yapmadıysanız öneririm).

Neyse sözü çok uzatmadan asıl konuya gireyim. Evet, öncelikle bu girişimcilik, inovasyon ve fikri mülkiyet kavramlarına ve Türkiye’deki yansımalarına bakalım.

En Basit Anlamıyla İnovasyon Nedir

İnovasyon yenilik anlamına gelmektedir. Bunu birçok kişi zaten biliyordur. Sorun ‘neyin yenilik olduğunu bilmekte’ yatıyor.

Kızıma inovasyon yeniliktir desem “peki yenilik nedir” diye sorup beni köşeye sıkıştıracağını biliyordum (çocuk milleti temel soruları sormayı bilen filozoflardır).

Bir şey bulmam gerekiyordu. O anda yemek masası ilişti gözüme. Buradan yola çıkarak masa nasıl bir şey onu hayal etmesini istedim…

Masa en eski zamanlardan beri bacakları olan, üstü düz genellikle yemek yenen ya da ders çalışılan bir alandı. Ama bir gün bir adam belki evindeki yer darlığından ya da başka bir sorundan dolayı istediği zaman daha küçük olacak, istediği zaman da büyüyüp tüm misafirlerini ağırlayabileceği bir masa yapmış.

İşte bu adamın yaptığı inovasyondur.

Aynı zamanda yenilikler çoğu zaman bir icat içerir. Yani adam yeni bir şeyi de faydalı model olarak insanlığın yararına sunmuş olur. İnsanlar onun bu ürününü kullanmak için izin almalı ya da bir ücret ödemelidir. İşte burada da ikinci başlığımız karşımıza çıkıyor: Fikri Mülkiyet

Fikri Mülkiyet Nedir

Yapılan her yeni şeyin fikri mülkiyet değeri vardır. Bu yukarıdaki örnekteki adam gibi, eski olan şeyin içine yeni özellikler katmaksa faydalı model, yepyeni teknolojik bir altyapısı varsa da patenttir. Belli koruma süreleri boyunca da izinsiz kullanımları yasaktır. Kullanımı için şirketlere ya da başka kişilere satılabilir ya da kiraya verilebilir. Yani bir geçim kaynağı olabilir.

İşte burada da bir diğer başlığımız, girişimci insan çıkıyor karşımıza.

Girişimci Nedir, Kimdir

Kimdir bu girişimci derseniz; risk almayı seven, inandığı bir hedefi olan, meraklı ve özgüveni de bu doğrultuda yüksek olan maceracı kişidir diyebiliriz.

Etrafınıza bakın, onları hemen fark edersiniz. Her ailede, her okulda birkaç tane vardır. Doğru hamleler yapmayı becerdiklerinde, çok genç yaşta çok büyük paralar kazanabilirler. Batarlar mesela ama yine de yılmazlar. Yeni bir fikirle bir daha denerler. İnanılmaz bir ruh yani.

Gerçi Türk insanı “başımıza yeni icat çıkarma” sözüyle girişimciyi geçmişte ne kadar desteklediğini ortaya koymuşsa da, son yıllarda değişen dünya ve dijitalleşme ile girişimcinin değeri anlaşılmıştır. Ve böylece sayılarının artırılmasının ekonomiye can verileceği bilinci ile girişimciye teşvikler verilmiştir.

Ne var ki birçok teşvikle desteklenmesine rağmen, piyasada hala yeterli nitelikte girişim bulunmamaktadır. Ben bunun nedeninin biraz da tarihsel geçmişimizin izleri olduğunu düşünmekteyim.

Geçen yıl bir konferansta yabancı menşeili bir firmanın yabancı bir temsilcisi şöyle dedi:

“Almanlarla iş için masaya oturuyoruz, ilk görüşmede ayrıntıları konuşup, sonraki toplantıda protokolü imzalıyor ve çalışmaya başlıyoruz. Japonlarla iş için masaya sabah oturuyorsak, öğleden sonra anlaşmayı yapıp çalışmaya başlıyoruz. Ama Türklerle masaya oturuyoruz. Konuşuyoruz, başka toplantı ayarlıyoruz, konuşuyoruz. Ama sonuca ya çok geç ulaşıyoruz ya da bağlantı en sonunda tamamen kopuyor.”

Bunu söylediğinde salondaki tüm Türkler gülmeye başladı. Utandık aslında, doğruluk payı fazlaydı. İnkar edemeyip, gülüp üstünü örtüverdik. Biri çıkıp, “biz Türkler asla böyle değiliz” demeye kalksa arkasında kaç kişi dururduk bilemedim.

Üstünde yaşadığımız Anadolu toprakları yıllarca göçebe topluluklara ev sahipliği yapmış, topluluklar kıtlık ya da savaş zamanları göç etmiş. Hani bizim masa başında oturup, yeni projeler hayal edip ardından da konuyu bir daha hiç açmayıp, devam ettirmeme durumumuz belki de bu göçebe genetik kodlarımızdan kaynaklanıyor olabilir. Bu tamamen benim şahsi fikrim olup, hiçbir kanıta dayanmamaktadır.

Bir diğer neden ise Osmanlı Devleti zamanında esnaflığın Ahilik geleneği ile yürütülmesi olabilir.

Ahilik geleneğinde, usta-çırak ilişkisi en önemli yeri tutmaktadır. Ustanız size izin vermeden kafanıza göre gidip, iş yeri falan açamazsınız. Ahilik kuruluna danışıp, onay almadan ‘yeni bir fikrim var, iş kuracağım’ diyemez, mevcut düzenin dışında yeni fikirler öne süremezdiniz. Bu bilgiler de kesinlik içermemekle birlikte, yönetim alanında yüksek lisans yaparken bu alanda yaptığım okumalardan edindiğim izlenimlere dayanmaktadır.

Sosyolojik, psikolojik ve ekonomik açıdan birçok alanda derinliği olan bu konuları,  biraz daha anlaşır kılmak adına basitçe ve herhangi bir iddiam olmadan aktarmaya çalıştım.

Yazımı bitirirken başta anlattığım hikayeye dönecek olursak, kızıma “işte,” dedim “bu inovasyon yapan girişimciler ve icat yapan kişiler bana geliyor. Ben fikirlerini inceliyor, onlara sorular sorup, yol göstermeye çalışıyorum. Amacım başarılı girişimcilerim olması. Bunları da ayrıca yöneticilerime sunuyorum. Onlardan da onay alıyorum…”

İşte burada hatayı sunuyorum kelimesini kullanmakla yapmıştım.

Kızım ertesi gün okula gittiğinde benim mesleğim için, “benim annem insanlara yardımcı olan bir sunucu” demiş. “Neden kuluçka uzmanı demedin” dedim. “Tüm arkadaşlarım gülerdi, ama sunuculuk yapmak daha havalı” dedi.

Gülsem mi, ağlasam mı bilemedim.

Yazar: Tuğba Kadakoğlu

3 Yorum
  1. Pınar Akın 2 sene önce

    Kesinlikle konuyu temelden anlatmaya yardımcı ve yol gösterici net bir yazı olmuş. tebrikler..

  2. Ümit Yaşar KAYIŞ 2 sene önce

    Çok güzel oldukça bilgilendirici bir yazı olmuş tebrikler.

  3. bahadir incezade 1 sene önce

    çok güzel bi yazi.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

CONTACT US

We're not around right now. But you can send us an email and we'll get back to you, asap.

Gönderiliyor

©2019 WebEditoryal designed by Karaoğulları Medya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?